Bazı aşklar mantıksız bazı sevgiler sualsizdir.
Anlamlandırmaya gerek yoktur. Öyle olması gerekiyordur ve olmuştur. Sorgulamak,
hele ki başkalarının sorgulamasına izin vermek yersiz ve saçmadır.
Gidersin dostlarına onlar bir
şeyler söyler, evde anne görür halini
naçizane fikir verir, yabancı bunlar duygularıma dersin, dinlemezsin. Falcılara
gidilir, onlar bir şeyler söyler, aa dersin şaşırdığınla kalırsın. Terapiler,
psikologlar, psikiyatristler, ilaçlar..
Benim yaşadığım mı neydi ? Tam da
şöyle başladı bozukluk;
Dostlarımı ekarte ettim önce
hayatımdan. Dedikleri her şey anlamsız gelmeye başladı bana, anlamıyor değildi
hiç biri, sadece çaresizlikle kurulan birkaç cümleydi ağızlarından dökülen.
Annem fark etti sonra durumu, o hiç ilişmedi bana. Sessizce takip etti sadece.
Tam bir anne gibi bir eli görünmez bir şekilde üzerimdeydi hep, ikimiz de
biliyorduk ama dile dökmedik hiç. Sonra falcılar başladı.. Olumlu birkaç cümle
mi duymaktı amaç? Bilmiyorum. Ama duyamadım da zaten hiç o istediğim cümleleri.
En sonuncusu baya sert konuştu hatta, zor
kalktım masadan. Unuttum mu? Hayır. Ama söyledi o, bir daha hatırlamayacağı bir
yüze en ağır cümlelerini ve kurtuldu! Benim toparlamam vakit aldı sadece biraz.
Gözyaşlarımı silmeden not etmiştim yazdıklarını, unutacak mıydım ki not
etmiştim onları? Muamma. Ama yazmıştım işte. Ve böle aptal bir gece de (her
gece gibi) çıktı karşıma. Unutmadığım şeyleri tekrar hatırladım. Dediklerinin
doğruluğuysa asla öğrenilemeyecek bir soru işareti. Yaşayacağım o adam yok
çünkü. Gitti.
İlk geldiği gün gitmişti aslında.
Ben hep el sallamayı seçtim arkasından, o yüzden bana hiç uzaklaşır gibi
gelmedi. O gitti ama. Gerçek bu.
Sonra ben düşündüm, çok düşündüm,
her an her saniye deliler gibi düşündüm. Düşünmekten yemek yemeyi unuttum belki
ama bir an olsun bırakmadım düşünmeyi. Her yer de, her ortamda. Arkadaşlarımla
ettiğim dost sohbetlerinde düşündüm. Tanımadığım yabancılara kurduğum her
cümlede düşündüm. Eski erkek arkadaşım
evlenme teklifi ettiğinde düşündüm. O düşündü mü bilemem. Ama ben düşündüm.
Sonuca ulaştım mı asla, çünkü ben yazmadım bu hikayeyi. Onun hikayesiydi
bu. Ben sadece cümlelerini yazdığı
defterlerden biriydim. Hepsi o kadar. O
defterlerinden biri olan beni kapattığında yani hikayesini bitirdiğinde başladı
benim hikayem.
Çok defter kullanmadım ben. En güzel olanı seçtim ve kısa ama derin
hikayemi yazdım. Sadece onu yazdım. Her düşündüğümle, her düşündüğüyle. Her hücresini yazdım, benden çaldığı her
hücreyi atlayarak. Sadece onu yazdım. Sürekli bir sigara yaktım ve dumanlarında
boğulurken ben gene yazdım. Bitmedi o defter, ben yazdıkça sayfalarına sayfa
eklendi. Ben her gün, bir öncekinden daha çok yazdım. Ve her gün ağırlaştı
defterim. Çoğaldıkça çoğaldı sayfalar ve ben hiç sıkılmadım.
Tüm olasılıkları yazdım onla
ilgili. Yaşamın her saniyesinde yapmakta olduğunu düşündüğüm olasılıkları.. Rutindi
aslında hayatı, ben de hep aynı şeyleri yazdım zaten. Yazdıkça daha çok
bağlandım yazıdan hayal ettiğime. Kendi hikayem bitmeden kendi aşkımı yarattım
sonra. Aynı adamdı, sadece bunu ben yarattım. Anlatmadım kimseye o adamın
varlığını. Ben gördüm, ben duydum, ben konuştum. Anlatsam da anlamazlardı
zaten. Göremezlerdi ki.. Ben yaratmıştım kanlı canlı, ama onlar göremezdi.
Görünmez yapmıştım onu ben dışında herkese. Sadece
ben yaşadım.
Kendi hikayemi yazıyorum işte,
kendiminkini yaşıyorum. O gitti ben arkasından el sallarken, gitti. Yanımdaydı
ama, ben görüyordum.
15.01.2013