14 Nisan 2013 Pazar

Benim Hikayem



Bazı aşklar mantıksız bazı sevgiler sualsizdir. Anlamlandırmaya gerek yoktur. Öyle olması gerekiyordur ve olmuştur. Sorgulamak, hele ki başkalarının sorgulamasına izin vermek yersiz ve saçmadır.
Gidersin dostlarına onlar bir şeyler söyler,  evde anne görür halini naçizane fikir verir, yabancı bunlar duygularıma dersin, dinlemezsin. Falcılara gidilir, onlar bir şeyler söyler, aa dersin şaşırdığınla kalırsın. Terapiler, psikologlar, psikiyatristler, ilaçlar..
Benim yaşadığım mı neydi ? Tam da şöyle başladı bozukluk;
Dostlarımı ekarte ettim önce hayatımdan. Dedikleri her şey anlamsız gelmeye başladı bana, anlamıyor değildi hiç biri, sadece çaresizlikle kurulan birkaç cümleydi ağızlarından dökülen. Annem fark etti sonra durumu, o hiç ilişmedi bana. Sessizce takip etti sadece. Tam bir anne gibi bir eli görünmez bir şekilde üzerimdeydi hep, ikimiz de biliyorduk ama dile dökmedik hiç. Sonra falcılar başladı.. Olumlu birkaç cümle mi duymaktı amaç? Bilmiyorum. Ama duyamadım da zaten hiç o istediğim cümleleri. En sonuncusu baya sert konuştu hatta,  zor kalktım masadan. Unuttum mu? Hayır. Ama söyledi o, bir daha hatırlamayacağı bir yüze en ağır cümlelerini ve kurtuldu! Benim toparlamam vakit aldı sadece biraz. Gözyaşlarımı silmeden not etmiştim yazdıklarını, unutacak mıydım ki not etmiştim onları? Muamma. Ama yazmıştım işte. Ve böle aptal bir gece de (her gece gibi) çıktı karşıma. Unutmadığım şeyleri tekrar hatırladım. Dediklerinin doğruluğuysa asla öğrenilemeyecek bir soru işareti. Yaşayacağım o adam yok çünkü. Gitti.
İlk geldiği gün gitmişti aslında. Ben hep el sallamayı seçtim arkasından, o yüzden bana hiç uzaklaşır gibi gelmedi. O gitti ama. Gerçek bu.
Sonra ben düşündüm, çok düşündüm, her an her saniye deliler gibi düşündüm. Düşünmekten yemek yemeyi unuttum belki ama bir an olsun bırakmadım düşünmeyi. Her yer de, her ortamda. Arkadaşlarımla ettiğim dost sohbetlerinde düşündüm. Tanımadığım yabancılara kurduğum her cümlede düşündüm.  Eski erkek arkadaşım evlenme teklifi ettiğinde düşündüm. O düşündü mü bilemem. Ama ben düşündüm. Sonuca ulaştım mı asla, çünkü ben yazmadım bu hikayeyi. Onun hikayesiydi bu.  Ben sadece cümlelerini yazdığı defterlerden  biriydim. Hepsi o kadar. O defterlerinden biri olan beni kapattığında yani hikayesini bitirdiğinde başladı benim hikayem.
Çok defter kullanmadım ben.  En güzel olanı seçtim ve kısa ama derin hikayemi yazdım. Sadece onu yazdım. Her düşündüğümle,  her düşündüğüyle.  Her hücresini yazdım, benden çaldığı her hücreyi atlayarak. Sadece onu yazdım. Sürekli bir sigara yaktım ve dumanlarında boğulurken ben gene yazdım. Bitmedi o defter, ben yazdıkça sayfalarına sayfa eklendi. Ben her gün, bir öncekinden daha çok yazdım. Ve her gün ağırlaştı defterim. Çoğaldıkça çoğaldı sayfalar ve ben hiç sıkılmadım.
Tüm olasılıkları yazdım onla ilgili. Yaşamın her saniyesinde yapmakta olduğunu düşündüğüm olasılıkları.. Rutindi aslında hayatı, ben de hep aynı şeyleri yazdım zaten. Yazdıkça daha çok bağlandım yazıdan hayal ettiğime. Kendi hikayem bitmeden kendi aşkımı yarattım sonra. Aynı adamdı, sadece bunu ben yarattım. Anlatmadım kimseye o adamın varlığını. Ben gördüm, ben duydum, ben konuştum. Anlatsam da anlamazlardı zaten. Göremezlerdi ki.. Ben yaratmıştım kanlı canlı, ama onlar göremezdi. Görünmez yapmıştım onu ben dışında herkese.  Sadece  ben yaşadım.
Kendi hikayemi yazıyorum işte, kendiminkini yaşıyorum. O gitti ben arkasından el sallarken, gitti. Yanımdaydı ama, ben görüyordum.

                                                       15.01.2013

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder