5 Eylül 2013 Perşembe

GÖZLERİM GÜLÜYOR

"Düşüp yollara bir derman buldum!"
 Böyleydi ilk zamanlar. O kadar havadaydı ki ayaklarım şükretmek için yere inmem gerekti.
Bu dünyadan aşkı yaşayamadan göçüp gideceğim derken "sana tutundum."
"Bilmeden yoluna,yanına,kapısına düştüğüm"
Hayatın ve zamanın ne getireceğini bilmezken ilk bakış yetti bile. Yanındaydım, seninleydim, huzurluydum.
Sadece sözlüklerde ki anlamlarını bildiğim kelimeleri tanıttın bana. Dünyamı değiştirdin!
Aşkın acı demek olduğunu senden öğrendim. Acının sa bağımlılık yaptığını.
O kadar çok şey öğrendim ki senden, şuan unutmakla unutmamak arasında gidip geliyorum.
Hayatta her şeyin başına gelebileceğini, şaşkınlık kavramının olmadığını bir çok şeyi..
 Kötü bir yazı değil bu. Teşekkür yazısı, minnet yazısı, bir şükran benim için.
Sağ ol adam! Yaşattığın tüm iyi şeyler için ve acıyla öğrettiğin onca şey için sağ ol! Beni kendinden kurtardığın için minnettarım sana. Gözümü açtığın, beni hiç uyanmak istemediğim uykudan uyandırdığın için.. Mutsuzlukta boğulacağım o hayata beni sokmadığın için.. Seni tanımama fırsat verdiğin için.. Kırdığım tüm kalpleri onarmak için çıkıp gittiğin hayatımda aslında yer açtığın için.. Eski ben'i bana kazandırdığın, çalıp götürdüklerini bana tekrar onarma izni verdiğin için.. Dedim ya, minnettarım sana.

4 Ağustos 2013 Pazar

Belki de Uydurdum?

Hiç kitap okumayan bir adam niçin merak eder seneye yazılacak kitapları?
Bu dünyada bile yaşamayı beceremeyen niçin merak eder diğer gezegendeki hayatı?
Geçmiş ve bugün ne zaman bitirildi de gelecek sorgulanıyor?
İşler hala kalleşçe hallediliyor ikili ve uluslararası ilişkilerde..
Her ülkenin sınır komşuları, dost ve kardeş düşman ülkeler..
Doğru düzgün top bile oynayamıyorlar kavgasız!
Oyunları savaş gibi görenler, savaşı da oyun gibi görüyor elbet..
Aynı kadına sevdalananlar birbirlerini vuruyor, aynı şeyden nefret edenler can ciğer arkadaş..
Bir şeyi, bir kadını, bir erkeği ya da bir ülkeyi sevmenin cezası ölüm bile olabiliyor bazen..

------------------------------------

Yalnızlık..
Her kimliğe doğuştan yazılı tek uğraşıdır insanın bir yalnız yaşama sırasında..
Tek sermayesi, sahip olduğu tek şeydir..
Kıymetini bilmelidir, dedi.
Yalnızdır insan;
Hep kalabalıklara karışma telaşı bundandır.
Kalabalık yalnızlıklar, yalnız kalabalıklar oluşur, şehir şehir, ülke ülke..
Kalabalık arttıkça artmaktadır yalnızlık da.
İnsan bir ölümü istemez, bir de ondan beter bir yalnızlığı..
Ama ikisi de muhakkak gelir başına bir yalnız yaşama sırasında.
Ölümün değil ama yalnızlığın bir tek çaresi var, dedi.
Tek çaresi aşktır bir yalnız yaşama sırasında nefes almanın..
Aşk da zaten iki yalnızın ortak bir yalnızlıkta buluşmasıdır, dedi.
Aşık olun! 
Gösterin birbirinize yalnızlıklarınızı..
Nasılsa ayrılık insanın tek kişilik yalnızlığını özlemesi.
Sade ölüm değil, ayrılık da yaşamın emri..

---------------------------------------------------

Evet söyledi..
Ya da ben duydum..
Duyduğuma göre elbet bir ses söyledi bu söylendikçe usulen söylenir olan sözleri.
Evet duydum söyledi..
Her duyduğumda ağladım..
Pek çok ağlayışım sırasında duydum..
Kalbim tutanak tuttu duyduklarıma..
"Soruldu" dedi, cevap alındı.
"Yaşamak" dedi, "tek marifetiniz, biraz özen gösteriniz."
"Zulüm kimse zalimlik yapmayınca biter, mazlumlar dahil" dedi.
"Ama yapmayın, o daha bir çocuk" dedi Tanrı.

Ya gördüm neyleyim?
İnsanlar vardı duvarın içinde.
Ya ben hep duvara konuştum
Ya da duvar değil konuştuğum, içinde insanlar var.
Nedense beni anlasın istedim içinde insan olan duvarlar.
Bilmiyorum..
Belki de ben gerçekten delirdim..
Onlar haklı belki de
İçinde değil duvarların insanlar..
Sadece arasındalar..

FATİH'İN FETHİ

"Aşkım Üsküdar dan kayığa binsin, bu yıldızlı gecede şarkısını söyleyip yanaşsın Haliç'in sırtlarına.. süzülsün sandal yakamozda, ağlasın yokluğuna bedenim. Emirgan da kuş sesleri, habercisi gibi sanki yeni aşkın..
                                                                                                                        
Ne güzeldir şimdi adalarda gece, ay çoktan aşkıyla sevişiyor. Bulutlar çökmüş Heybeli'den mehtaba, yakamoz yanan ateşe nispet daha da parlak..
                                                                                                                          
Yine son otobüsü bekliyor Yenikapı da balıkçı. Beyazıt ta kepenk sesleri.. Üsküdar da son vapurun kulakları çınlatan sesi ve Sarayburnu'nda kayalıklardaki aşk böcekleri.. İstanbul seninle uyuyor, seninle yüreğimde hayat buluyor. Aşk sesleri duyuluyor dışarıdan.."
                                                                                                20-27.11.2006
                                                                                                                             

once upon a time

" bir yıl önce yarın... 
uzakta, bir kadının kokusu karışıyor denize, beni bekliyor..
bir yıl önce yarın... 
toprak değiyor sanki göğe. hani dehşetli bir sarılmak duygusu. hem yağmur düşüyor hem fena sarhoşum..
bir yıl önce yarın... 
akrep ve yelkovan gibi, sırasıyla, otobüs geçti yolları, gemi aştı denizi.. köşede yağmurlanmış elleri.. beni bekliyor..
bir yıl önce yarın... 
sonra değdi bu telaşeye.. ben geldim, o vardı. büyük bir bulut sonra.. uzun bir mektup gibi, hasreti dinmedi sarılmamızın..
bir yıl önce yarın... 
sonra bir minibüs ve sahil kıyısı ve peşimizden gelen arabalar, trafik ışıkları ve leman, bahane, kıyafetin, televizyon..
bir yıl önce yarın... 
mumları söylemiyorum bile ve sigara dumanlarını. sonrası karanlık.. uyku, yastık, perdeler, kahvaltı. sonra gri bir sabah..
bir yıl önce yarın... 
sonra sen bir yere yetişecektin.. rayların yakınında ayrıldık.. tarihleri hatırlayamam belki ama anıları asla unutmam..
bir yıl önce yarın... 
yıllar dolandı ayaklarımıza.. ben kendimi terk ettim seni değil yeni yılın kutlu olsun. saat geldiğinde türk kahvesi iç..
                                                                                                                30.12.2012 // İ.Y.P

TEK AŞKTA BÜTÜN AŞKLARI YAŞAMAK

 Zordu bir yazar tarafından sevilmek ve daha zordu bir yazarı sevmek... ki yine kelimelerde öldürmek, öldürülmek... Tek aşkta bütün aşkları yaşamak kadar yoğun, koca bir aşkın içinde yalnız kalmak kadar tekin...
 Zordu.. hayatını kelimelerle örmüş bir adama ancak, hiç yazmadığı sözlerle anlatırsam kendimi, anlardı beni. Bildiğim kelimelerle gelirse bana, gitmem imkansız olurdu. O her şeyi tercih ediyordu. Söylediklerini tam anladım, kendimi anlatabilirim dediğim anda bilmediğim bir kelimenin ardında susuyordu. Ve hep, geçmeyen zamanları seçiyordu susmak için.
 Onun susuşlarında hatalar yapmak kalıyordu bana. Sessizliğimle boğuşup yorulduğumda yanlışlar yaparak dinleniyordum ya da dindiriyordum acımı sanki! Bende susuyordum. Dirilesiye kadar sürecek bir suskunluk içinde, sadece benim dinlediğim içsel bir diyalogla onunla konuşuyordum. Ona her şeyi anlatıyordum. Yalnızlığından ibaretti bütün konu. Onun varlığında bile beni bırakmayan o yalnızlığı...
 O yalnızlığı ona yaz yaz bitiremiyordum.

19 Haziran 2013 Çarşamba

ÖĞRENİYORUM


Böyle durumlarda ne denir, ne söylenir bilmem. Başkasına bilirim de kendime susar kalırım.
Nasıl başlıyordu yeni hayatlar ? Hangisiydi yani yeni dediğimiz? Aynı hayat 'yeni' başlığında, başlar mı tekrar? Çizik mı atılır geçmişe, unutulup görmezden mi gelinir.
Dedim ya, bilmem. Öğretiliyor şu sıralar.
Mesela saf duygular nasıl yok edilir, bir insan kaç kez kırılabilir, acı eşiği nasıl deşilir, bilmezdim, öğreniyorum.
Sevmeyi öğrendiğim gibi, sevmemeyi öğreniyorum. Nefret mi peki? Değil, onu öğrenemem. Öğretseler de yapamam. Ama nötrlük nedir, öğreniyorum.
Beni ben yapan şeyleri bir kenara bırakıp, 'nasıl daha acımasız olabilirim'i öğreniyorum. Gaddarlığı, ketumluğu, suskunluğu ögreniyorum.  Yıllarca bıkmadan usanmadan taşıdığın duyguları kimler nasıl 'yük' haline getirir, öğreniyorum.
Bencilliği öğreniyorum. Yıllarca bilenmişken 'keskin' olmayı öğreniyorum.
Kendini ifade edememeyi öğreniyorum. Susturulmayı, aslında konuşmanın boş olduğunu öğreniyorum, öğretiyorsun!
Senden öğrenmek istediğim çok şey varken sen öğretmek istediklerini öğretiyorsun ve hep en kötülerini seçiyorsun. Bense artık öğrendim. Yıllardır hafızamda kurduğum herşeyi tam tersine dönüştürecek kavramları öğreniyorum, gösteriyorsun! Mutluluğu mutsuzlukla öğrenmeye hazırken, sen hep mutsuzluğuna örnekler veriyorsun!
Şükretme duygusu hayatıma bu kadar hakimken, sen hep tatminsizlikten bahsediyorsun. Ben şükürsüzlüğü öğreniyorum.
Hayatımın hiç bir evresinde öğretilmeyen, Allah tarafından bahşedilen 'nefes alma' ihtiyacımı alıyorsun elimden, nefessiz bırakıyorsun. Ben solumayı unutuyorum.
Ben bardağı yarı dolu ele alırken sen hep boş kısmını gösteriyorsun ve ben boşluğu öğreniyorum.
Duaların boşa olduğunu öğreniyorum. Tanrının bir bildiği vardır demek yerine hep 'bilmiyor işte!' diye haykırırken, 'günah'ı ögreniyorum. Ateşin su ile yok olduğunu zannederken toprağı gösteriyorsun ve ben toprağı tanıyorum.
Bildiğimi sandığım her şeyin tam tersini anlatıyorsun. Sanki yalanmış hepsi gibi. Tersini anlatıyorsun, ama bana hep 'haklısın' diyorsun. Ben haklı olmayı öğreniyorum.Koca ormanı yok eden bir kibritin, kelimeden daha güçsüz olduğunu öğretiyorsun, ve tek kelime tüm varlığımı yok ediyor, görüyorsun.
Araştırmaya açıkken bilgisizliği öğretiyorsun. Bana tüm kitapları yalanlarken sen kitap yazıyorsun, ve ben tutarsızlığı öğreniyorum.
Ben bildiklerimi unutup, bildiklerini ezberliyorum, sense bana öğrettiğin her şeyi unutuyorsun. Ve ben unutmayı öğreniyorum. Bana vazgeçmeyi öğretiyorsun, bana boşvermeyi öğretiyorsun. Bir yolda ilerlediğimi düşünürken bana yol olmadığını söylüyorsun ve ben havada asılı kalmayı öğreniyorum.
Ben alternatifleri bilmezken sen bana seçenekleri sunuyorsun, ve ben seni seçmemeyi öğreniyorum..

18 Mayıs 2013 Cumartesi

PATLAMA NOKTASI

  Zamanın ve mekanın etki etmeksizin harcadığı, karşı tarafın tartmadığı, tartamadığı zamanlarda en inciten hislere 'buyur canım,burdan' dedirten duygu. Patlama noktalarımız..
  En kötü sinir harblerini doğurur çoğu zaman. O son damladır beklenen, damlar ve taşar. Bir şeyler ve birileri kırılır dökülür, yerle yeksan olur. Sinirler yatışınca topla toplayabiliyorsan..
Son damla.. Ufacıktır genelde, normal zamanda başka insandan duyduğunda gülüp geçtiğin, ama muhattabın söylediğinde en derin içsel ve en yıkıcı dışsal savaşlara sebep veren küçük görünümlü büyük damla! 
  Sen söylersin kelimeleri savrukça, ben toparlarım ağzından tek tek. Sen düşünmezsin konuşurken benle, bense 3 kere tartar, yarım kurarım cümlelerimi. Sen bam telime basarsın ben sukût ederim kendimce. Sen her şeyi söyleme hakkına sahipsindir bense hepsini duyma hakkına. 
  En ağırlarını işitirken duymam da, bir 'pişman etme' sözü koyar bana. Sen düşünmezsin savurduklarını, ben toparlarken bir kez daha işitirim. Son ana kadar tutarım da kendimi, tek kelimede çıldırıveririm. 
Patlama noktalarımız vardır şu hayatta. Her şey her zamanki gibi giderken, normal bir hamlede dönüverir nevrin. 
  Duymayı beklediğimiz cümleleri duyduğumuzda şaşırırız ya bazen, işte öyle boktan bir durum. Bekliyordun halbuki duymayı, biliyordun sana kurulacak cümleleri? Olsun ama o zaman kafadaydı şimdiyse gerçekte. 
  Bilirim her şeyi, görür gözüm, duyarım. Gene de kıramam karşımdakini. Tutarım kendimi. Yokmudur tutamadığım zamanlar? Elbette oldu. Hiç olmayacak insanlara oldu hemde. Hiç haketmeyen, konu ile uzaktan yakından alakası olmayan insanlara oldu patlayışlarım. 
Kendimedir patlamalarım. Genelde kendime, hep kendime. Sinirim kendimedir, küfrüm kendime..

14 Nisan 2013 Pazar

Benim Hikayem



Bazı aşklar mantıksız bazı sevgiler sualsizdir. Anlamlandırmaya gerek yoktur. Öyle olması gerekiyordur ve olmuştur. Sorgulamak, hele ki başkalarının sorgulamasına izin vermek yersiz ve saçmadır.
Gidersin dostlarına onlar bir şeyler söyler,  evde anne görür halini naçizane fikir verir, yabancı bunlar duygularıma dersin, dinlemezsin. Falcılara gidilir, onlar bir şeyler söyler, aa dersin şaşırdığınla kalırsın. Terapiler, psikologlar, psikiyatristler, ilaçlar..
Benim yaşadığım mı neydi ? Tam da şöyle başladı bozukluk;
Dostlarımı ekarte ettim önce hayatımdan. Dedikleri her şey anlamsız gelmeye başladı bana, anlamıyor değildi hiç biri, sadece çaresizlikle kurulan birkaç cümleydi ağızlarından dökülen. Annem fark etti sonra durumu, o hiç ilişmedi bana. Sessizce takip etti sadece. Tam bir anne gibi bir eli görünmez bir şekilde üzerimdeydi hep, ikimiz de biliyorduk ama dile dökmedik hiç. Sonra falcılar başladı.. Olumlu birkaç cümle mi duymaktı amaç? Bilmiyorum. Ama duyamadım da zaten hiç o istediğim cümleleri. En sonuncusu baya sert konuştu hatta,  zor kalktım masadan. Unuttum mu? Hayır. Ama söyledi o, bir daha hatırlamayacağı bir yüze en ağır cümlelerini ve kurtuldu! Benim toparlamam vakit aldı sadece biraz. Gözyaşlarımı silmeden not etmiştim yazdıklarını, unutacak mıydım ki not etmiştim onları? Muamma. Ama yazmıştım işte. Ve böle aptal bir gece de (her gece gibi) çıktı karşıma. Unutmadığım şeyleri tekrar hatırladım. Dediklerinin doğruluğuysa asla öğrenilemeyecek bir soru işareti. Yaşayacağım o adam yok çünkü. Gitti.
İlk geldiği gün gitmişti aslında. Ben hep el sallamayı seçtim arkasından, o yüzden bana hiç uzaklaşır gibi gelmedi. O gitti ama. Gerçek bu.
Sonra ben düşündüm, çok düşündüm, her an her saniye deliler gibi düşündüm. Düşünmekten yemek yemeyi unuttum belki ama bir an olsun bırakmadım düşünmeyi. Her yer de, her ortamda. Arkadaşlarımla ettiğim dost sohbetlerinde düşündüm. Tanımadığım yabancılara kurduğum her cümlede düşündüm.  Eski erkek arkadaşım evlenme teklifi ettiğinde düşündüm. O düşündü mü bilemem. Ama ben düşündüm. Sonuca ulaştım mı asla, çünkü ben yazmadım bu hikayeyi. Onun hikayesiydi bu.  Ben sadece cümlelerini yazdığı defterlerden  biriydim. Hepsi o kadar. O defterlerinden biri olan beni kapattığında yani hikayesini bitirdiğinde başladı benim hikayem.
Çok defter kullanmadım ben.  En güzel olanı seçtim ve kısa ama derin hikayemi yazdım. Sadece onu yazdım. Her düşündüğümle,  her düşündüğüyle.  Her hücresini yazdım, benden çaldığı her hücreyi atlayarak. Sadece onu yazdım. Sürekli bir sigara yaktım ve dumanlarında boğulurken ben gene yazdım. Bitmedi o defter, ben yazdıkça sayfalarına sayfa eklendi. Ben her gün, bir öncekinden daha çok yazdım. Ve her gün ağırlaştı defterim. Çoğaldıkça çoğaldı sayfalar ve ben hiç sıkılmadım.
Tüm olasılıkları yazdım onla ilgili. Yaşamın her saniyesinde yapmakta olduğunu düşündüğüm olasılıkları.. Rutindi aslında hayatı, ben de hep aynı şeyleri yazdım zaten. Yazdıkça daha çok bağlandım yazıdan hayal ettiğime. Kendi hikayem bitmeden kendi aşkımı yarattım sonra. Aynı adamdı, sadece bunu ben yarattım. Anlatmadım kimseye o adamın varlığını. Ben gördüm, ben duydum, ben konuştum. Anlatsam da anlamazlardı zaten. Göremezlerdi ki.. Ben yaratmıştım kanlı canlı, ama onlar göremezdi. Görünmez yapmıştım onu ben dışında herkese.  Sadece  ben yaşadım.
Kendi hikayemi yazıyorum işte, kendiminkini yaşıyorum. O gitti ben arkasından el sallarken, gitti. Yanımdaydı ama, ben görüyordum.

                                                       15.01.2013

11 Nisan 2013 Perşembe

Biz Gibi

Midemde bir kramp bir bulantı.. 
Gideceğini anladığım anda başlayan, ağlamakla karışık.
Sen gibi, acıyla sevmek gibi, sigara gibi..
Ağlayacağını bildiğin bir filmi tekrar tekrar izlemek gibi.
Bir anda sesini duymak sonra kaybolmak gibi.
Tarihlerin çakışması, tekerrür gibi.
Kanatılmaya çalışılan yara izleri gibi.
Sen gibi, içindekiler gibi.
Duruşun,
Bakışın,
Gidişin gibi..
Belki de bir kahkahan gibi.
Pusuya yatmış asker gibi.
Bazen de ben gibi.
Sevmeye hazır, yanmaya gönüllü, korkuya meyilli gibi..
Bulantılarım gibi, kasılmalarım gibi, 
Avuç dolusu kusmalarım gibi.
Bazen de sol gözümde hep duran, 
O bir türlü akamamış damla gibi..
Evet, çokça sen gibi,
Biraz ben gibi,
Hiç biz gibi.
Tek tek saydığım deniz kabukları gibi.
Sahiplendiğim yıldızlarım gibi.
Sahildeki o tahta iskele gibi.
Eski bir şarap fabrikası gibi..
Biraz buruk, biraz mayhoş, biraz da güzel gibi..

8 Nisan 2013 Pazartesi

Geçmiş-Gelecek Senfonisi


  Daha genç yaşınızda bir adamı seversiniz, aşık oldum diye dünyaları durdurursunuz. Sen onu seversin o seni sevmez, başkasını da sevmez ama seni hiç sevmez. Ya da o gözle bakmaz filan, arkadaştık biz yaa diye kıyametler koparır. Platonik aşkın içinde bulursunuz kendinizi. Yıllar kan-ilik ne varsa kemirir, sömürür, tüketir. Tükenen aşık olursunuz işte. Sonra bağlar kopar, 3-5 ay da aşk acısı, bocalama derken bir bakarsınız bir adama koca 3 yıl geçmiş. Takvim yaprakları elinizde yıl olmuş 2011 ! Dur bi gözümü açayım, napıyorum lan ben, bir silkeleneyimle başlar hayat. Sonra, ‘ay şunu keseyim’, ‘şununla takılayım’, ‘bunla olmaz’, ‘bu öyle’, ‘bu şöyle’ diye de geçer bir kaç ay. Sonra ümitler biter, aşka küfürler başlar. Aşık olan arkadaşlara ‘salak’ denir, hele evlenenlerin hiç şansı yok. Onlar kesin dışlanır, aranmaz, sorulmaz filan.. 
  Derken, ümitsizlik bu ya karşınıza ilk çıkan adamı alıverirsiniz hayatınıza! Olur mu hiç o adamla? Olmaz tabii ama oldurmaya çalışırsın bir iki ay. Gülmeye, keyif almaya filan.. Uğraşlar diz boyu! Geldi mi sana 2012. Kalmış bi kaç ay, elin adamını sevmeye çalışıyorsun, yok ya!
Derkeen, ‘onu’ görürsün. Nevrin döner bi noluyoor dersin, Allahım dersin, Tanrım dersin, Jesus dersin, oo fak dersin, börtü böcek dersin.. Hayat naassııll güzel ama! “Artık aşık olamam ben yeaa” triplerine girerken gördün mü üçün birini? Hah bir de karşılıklı filan.. Tamam hemen başla hayal kurmaya! Onla oraya gideriz, şurda takılırız, hafta sonları şöyle yaparız, o film senin bu tiyatro benim, gelsin çaylar.. Ah bir de kahve içmeyi seviyor! E tamam işte daha ne olsun bundan iyisi Şam’da kayısı. Bütün hayaller gerçekleşebilir, ‘buldun kızım sonunda yehuu!’ diye başka tripler başlar.
  1 hafta, 1ay, hoop yılbaşı geçti filan derken aa ne o fos çıktı seninki? 2. kırıklığı kaldıramaz bünye, kafayı da kırarsın. Karakter değişir, huy değişir, tip değişir, mimik değişir, şartlar değişir. Bişeyleri oldurma alışkanlığı değişmez bir tek! O alışkanlık var ya bikere, o hayaller boşa kurulmadı! İlişki biter ama sunulan arkadaşlık teklifi değerlendirilir. Arada rota değişse de o arkadaşlık sürecek,işte o kadar! Böyle uzaktan uzaktan işlenir o planlar. (Hayaller artık plan oldu tabii, evre atlandı.) Neyse ne diyorduk? planlar.. Böyle hafta sonları gerçekleştirmeye çalışırsın o planları. “Şuraya gidelim mi arkadaşım? Şunu da yapalım mı? Hadi bari buraya gelmişken oraya da uğrayalım.”filan.. +Arkadaşsınız olm siz, kaptırmasana kendini, normal arkadaştan ayırma madem öle.. -E ama aşk var? + Var da sende var! kopar o zaman bağlarını, bak kızım bu işin sonu hayır değil. Böyle dostlarla dolar çevren. Neyse konudan saptık, sen böyle gel-git yaşarken olur mu sana alabora! Kayışlar koptu, kısa devre yaptı. Sen ne karakterdeydin ne oldun, neler nasıl değişti belli değil. Ama olsun, yanında mı? yanında, sıfat önemli değil. Bu düşünceyi hep sevmişimdir, farkında olmadan da benimsedim tabii ama sevdiğimden. Neyse yanında işte eleman, geziyorsun, eğlenmeye çalışıyorsun, muhabbet-sohbet takılıyorsun. Ee sorun ne?
  Sorun şu hayatım; sen, sen olmaktan çıkıyorsun. O gözünde büyüttüğün adam gittikçe küçülüyor aslında zamanla. Aşık filan değilsin artık! Ama sen ısrarla kabul etmiyorsun.. Bikere bitmiş bi ilişki var ortada, arkadaşlık olur mu? Olur aslında ama zor olur, kötü olur. Karakter değişti bi kere artık onu katmıyorum bile. Ama nolur biliyor musun; enerjin çekilir, yaşam sevincin yavaştan gider, meraklı kişiliğin artık yoktur, rutine döner artık hayat, boktan bohem bişey olur. Eyvallah dönsün de bu ‘arkadaş’ için mi? Hayatında daimi olabilecek biri için yapsana o fedakarlığı.. Bir gün eline düğün davetiyesi geldiğinde napacaksın, düğününe mi gideceksin? (nikahına beni çağır sevgilim.. nasıl güzel acıtasyon ama!) Ben söyliyim ne yapacağını; bi durup aynaya bakacaksın önce. ilk soru “ben ne yaptım?” olacak. Geçen zamanları hesaba katmayı bırakmıştım zaten üst satırlarda. Herkes hayatının aşkını bulacak belki, belki mantığına güvenip atacak imzayı. Sen o ‘arkadaşa’ sevgili muamelesi yaparken, insanlar hayatlarını örecek ilmek ilmek. Doktora gideceksin profesyonel tedavi almak için. Koyacaklar teşhisi “BAĞIMLI KİŞİLİK BOZUKLUĞU” diye.. Senin için çok mu geç? Hayır.. Ama zor sil baştan yapmak bir hayatı. O arkadaş kalalım diyen lavuk atarken nikah masasında imzasını, sen de evde çikolata ve göz yaşınla yapacaksın çikolata şelaleni !… 

Benim Sevmelerim


  Bakışları üzerime toplayacak kadar güzel değilim ya da ismine şiirler yazdıracak kadar. Bir tek kirpiklerim vardır benim uzun, upuzun ve ok gibi. Kıvrık bile değiller. Huysuz da sayılırım hatta. Tersim de pistir mesela, sinirlendiğimde mangalda kül bırakmam, ne var ne yok yıkar geçerim. Sonradan pişman olurum belki ama huy işte.. 
  Sosyallik anlayışım farklıdır biraz, yeniliklere ne kadar açıksam o kadar da gelenekçiyim aslında, eski kafam hep vardır bir yerlerde. Benim keyif aldığım şeyler de farklıdır mesela diğer insanlara oranla. Bisikletle sahil boyunca tur atıp, bir yerde kahvemi yudumlamak huzur verir bana küçüklüğümden beri. Küçüklük demişken; her istediği alınan bir çocuk değildim ama mutluydu çocukluğum. Bir tek 62’den tavşan yapmayı öğrenemedim hiç, bir de kağıtlardan tuzluk!
  O yaşlarda bile hep var olan bezginlik hala geçmedi mesela. İçimdeki ölü toprak bitmedi hiç, evde oturayım versinler bana filmlerimi, kitaplarımı.. Sıkılmam hiç, yalnızım diye mızmızlanmam. Elimdekilerle yetinmeyi de bilirim, küçük mutlulukları çekiştire çekiştire büyütmeyi de.
  Çok arkadaşım vardır benim, hepsi her yönümü görür biraz biraz, bilir bazı bazı. Öyle severler beni. O çok arkadaşın içinde azcık da dostum vardır varlıklarına hep şükrettiğim, hiç çoğalmasın istediğim. Az şeyler beni daha çok cezbeder, insan elinde tutmayı iyi bilir çünkü yoktur eşi benzeri. 
  Uzmanlaştığım bir konu yoktur mesela, bir bütüne sahip olmaktansa hepsinden azar azar benim koleksiyonum. Her şey hakkında az çok bilgim vardır ama çoğu sonuca bile götürmez beni.
  Bütün bunların yanında en iyi yaptığım şey sevmektir. Hala tanımlayamam belki bu duyguyu ama uygulamada çok iyi başarırım. Ben güzel severim, bazen hayranlık duyduracak kadar bazense kızdıracak kadar. Dengem yoktur, ayarım da bir hayli bozuktur. Görmez gözüm, sorgusuz sualsiz severim, çok severim. Bıkmadan usanmadan öyle güzel severim ki gıpta ederim kendime. Almışsa o kalp birini içine, “tamam” derim “başımla beraber kabulümdür”. Artık benim o! “Benim o” dediğim de yakasından tutup kimseye “benimsin” demem. İçimdedir hepsi. O yüzdendir belki, vazgeçemem, vazgeçmeyi bilmem ki zaten, bir insan neden vazgeçsin en güzel hislerinden, insanı insan yapan o duygulardan. İyisi kötüsü, katar mı bana bir şey ben ona bakarım ve severim usul usul. Bazen boğulduğum olur, doğruya doğru. Ama hiç taşırmam. Dedim ya; benim o duygu, akmasın gitmesin isterim. Bir değişiktir benim sevmelerim!